skip to Main Content

Covid-19 ve Bir Yeni Dünya Düzeni Perspektifi

Covid-19 Ve Bir Yeni Dünya Düzeni Perspektifi

Ex Oriente Lux (1)

2020 yılı Çin için hiç de iyi başlamamıştı. Yılın ilk günlerinde Çin, daha önceleri de bir benzerleri baş göstermiş olan garip ancak alışılageldik salgınlarından yine birisiyle mücadeleye başlamıştı. Çin Hükümeti, aldığı korkunç ve bir o kadar da sıkı tedbirlerle adeta Wuhan şehrinde terör estirmekte, hatta aldığı tedbirlerle dünyanın gözünü bir hayli de korkutmaktaydı.

Neler oluyordu?

COVID-19 yani “Yeni Koronavirüs” salgını, bir çok yönleriyle geçmiş yıllarda karşılaştığımız salgınlardan ayrışmaktadır. Yakın geçmişimizde tanık olduğumuz  SARS, MERS ve Domuz Gribi H5N1(İnfluenza) salgınlarına göre bu yeni bulaşıcılık, New York – Manhattan’ da yaşayan bir Amerikalı ile Rize’ nin Çamlıhemşin Beldesinin Köprübaşı Köyünde yaşayan bir Türk’ü bireysel açıdan aynı derecede etkilemekteydi. Halkların tüm bireyleri için ortak ve en büyük korku ise malum: Ölüm

Sevdiklerinden erken yaşta ayrılmak, sevdiklerine bu virüsü bulaştırıp onların vefatına sebep olmak, ya da farkında olmadan başka insanlara ve kalabalıklara bulaştırıp istemeyerek de olsa birilerinin ölümlerine sebebiyet vermek… Böylesi bir korkunun, paranoyanın, duyulacak olası vicdan azabının ve bu ağır sorumluluk duygusunun kıskacında, 7 milyar insanın yaşadığı gezegenimiz artık total bir psikolojik çöküntüye doğru maalesef hızla ilerliyor gibi.

Küreselleşme alanında zirveyi yaşadığımız 21. yüzyılın ilk çeyreği itibariyle gelinen nokta son derece ürperticidir. Hatta birçokları sürecin ilk başlarında durdurulamayan bu yayılma için “İkinci Nuh Tufanı” gibi benzetmelere de başlamışlardı. Gerçekten de dünyamız,  ilk defa böylesine bir küresel pandemiye tanık oluyordu. 7’den 70′ e tüm insanlık bu salgından korku duyuyor, ancak yine de, bir şekilde, kendisine ulaşmadan bir çözümünün bulunacağını umut ederek bekliyordu.

Geldiğimiz şu son nokta itibariyle böylesi bir çabanın nafile olduğu, hiçbir şey yapmayarak bir şeyler yaptığını düşünmenin tarihi bir hata olacağını gerek bireyler, gerekse toplum, devletler ve uluslararası örgütler fark etmiş durumdalar. Hal böyleyken tüm bu yaşananlar, belki de dünya siyasi ve iktisadi tarihinin en büyük yıkımını gerçekleştirecek sürecin içerisine girdiğimizin belki de ayak sesleriydi.

Creeping Death (2)

Çok değil 4 ay önce Çin’in Wuhan şehrinde duyduğumuz ilk salgın haberleri ,eminim sıcak koltuğunda ve sobanın karşısında oturan Anadolu’nun herhangi sıradan bir beldesinde yaşayan Ali Amca’ nın hiç mi hiç ilgisini çekmemiş, haberi izlerken muhtemeldir ki bitmesini bile beklemeden, hemen yanı başındaki TV kumandasıyla izlediği bu haber kanalını değiştirmesi sadece birkaç saniyesini almıştı. Oysa, benzer bir haberin ögesi olması için sadece birkaç hafta beklemesi yeterli olacaktı.

Covid-19 virüsünün bu derece hızlı yayılmasının en büyük sebebi, virüsün 14 gün süren kuluçka süresince insanlar arasında bulaştığının farkedil(e)memesiydi. Bir diğer deyişle, öksürük, ateş ve solunum zorluğu çeken bir hastanın tanısı Covid-19 pozitif olduğunda, aslında farkında olmadan yakın temasta bulunduğu onlarca kişiye bu virüsü bulaştırıyor olmasıydı.

Hiçbir belirti göstermeyen, farkında bile olunmadan, birinden bir diğerine bulaşan bu sinsi düşmana karşı mücadelede alınacak önlemlerin neler olduğunun bile üzerinde mutabık kalınamadığına tanık olduk. Kimileri en başta “herkes için maskeye gerek yok” derken, kimileri ise en az 3 katlı olması gerektiği veya N95 standardında olması gerektiği gibi teknik kriterlerle kafaları iyice karıştırıyordu.

Yayılmasına sebebiyet veren en büyük hatalardan bir tanesi de, Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) salgının ilk günlerinde, virüsün insandan insana bulaşıcılığının olmadığını ifade etmesiydi.

Ayrıca ve tabii ki, yayılmanın önlenememesinin en büyük sebeplerinden birisi de, daha önce karşılaşılan ve herhangi bir önleyici ilacı ve aşısı, kısaca bu virüse karşı hiçbir tedavi metodunun bulunmamasıydı.

Hal böyleyken, böylesi sinsi bir düşmanın ilerlemesi engellenemezdi, engellenemedi de. Hatta bir süre daha ilerlemesi engellenemeyecek gibi bir gerçekle de karşı karşıyayız. Bunun en büyük sebebi de, hastalıktan korunmak, korunurken hayatımızı kazanmak ve tüm bunları yaparken de her an, her saniye bu paranoya ile yaşamımızı idame ettirmek zorunda oluşumuzdu. Ayrıca, sadece kendimizi korumakla da kalmayıp, yakın çevremizin de sağlığını düşünerek hareket ediyor oluşumuz, birçoğumuzun psikolojisini, daha mücadelenin dördüncü haftasında bozmaya başladı bile.

Komplo Teorileri

Her kitlesel ölümün arkasında arandığı gibi, bu salgının da altında yatan bazı komplo teorilerinin varlığı ve iddiası kaçınılmazdır. Birçok istihbaratçı, veri bir durumu çözümlerken bir olayın niçin ya da nasıl gerçekleştiğinden ziyade, onun kime ne faydası olacağını çözümleyerek, bir anlamda tümden gelimci bir yaklaşımla ya da tersine mühendislikle analiz ederek sonuçlara ulaşmaya çalışır. Bir işin sonunda kazananın kim olduğu ya da olacağı belliyse, onu tezgahlayanın ve olayın perde arkasındaki fikir babasının da belli olduğuna kanaat getirirler. Tıpkı 11 Eylül saldırılarının kimin işine en çok yarayacağını düşündüğünüzde, planlayıcılarının da onlar olduğunu düşünmek, bizleri doğru adrese ve çözümlemelere yönlendirmektedir.

Peki, bu pandeminin sonucunda kimin ya da kimlerin başat güç olarak yeni düzende yer alacağı belli midir? Şu an için sadece ihtimallerden bahsetmek durumundayız. Virüsün yayılmaya başladığı Çin ve virüsten en çok ölümlerin yaşandığı ABD. Olaya sanki bu iki pencereden bakmak zorundaymışız gibi hissediyor olmamız bir hata ya da tesadüf değildir. Ayrıca Çin’in 3 ay gibi bir sürede virüsü tamamen yenmesi (ki söylenenlere göre yeni vakalar sadece yurtdışından ülkeye giriş yapanlardan kaynaklı imiş) , uluslararası toplumun kendisine “Acaba mı?” sorusunu sormasına neden olmuştur.

Öte yandan; bu iki ülkenin, uluslararası sistemde başat güç olmak için, tıpkı 2. Dünya Savaşı sonrası yaşanan Soğuk Savaş dönemindeki gibi, karşı karşıya gelmeleri, çok eskilere dayanan bir durum değildir. Özellikle son 20 yılda yaşanan ekonomik dönüşümde, Batı dünyası artık eskisi kadar istikrarlı bir büyüme kat edemezken Çin’in uzun yıllardır çift hane büyüme başarısı göstermesi, Doğu-Batı ekseninde makasın her geçen gün kapandığını bize göstermekteydi. Bunun da en büyük sebebi, üretim teknikleri ve girdi maliyetleri açısından Çin’le bir çok alanda rekabet edemeyecek durumda olmalarıydı. Zaten son günlerde maske savaşları olarak tanık olduğumuz trajikomik modern korsanlık olayların arkasından, Fransız bir doktorun şu tespitleri zaten bunun ispatı niteliğiydi:
– Yapay kalp üretiyoruz ancak basit bir maske bile üretemiyoruz, ne kadar üzücü değil mi?

Bu yaşananlar, basit ve önemsiz gibi görünen birçok hırdavat üründe Çin’e bağlı olan dünyanın en eski uygarlıklarının apaçık diz çöküşüne bizleri tanıklık ettirdi.

Aşağıdaki grafikte de görüldüğü üzere son yıllarda Çin ekonomisi, %7 nin altına düşmeyen ve neredeyse son 20 yılın 1/3 ünde çift hane büyüyen güçlü ve dinamik yapısıyla zaten apaçık Batı dünyası için ciddi bir ekonomik tehdit olarak algılanmaya başlamıştı.

Çin, gerek nüfus yapısı, gerekse üretim faktörlerinde yakaladıkları verimlilik ve düşük maliyetlerle dünya ekonomisinde adından sıklıkla söz ettiren bir ülke konumundaydı.  Bunu sağlarken de ekonomide neredeyse tam liberalizm, siyasal yapısında da totaliter bir rejimi başarılı bir şekilde uyguladığından söz etmek gerek. Bu başarısının arkasında, Batı dünyasının en büyük kartel ve tröstlerinin, devasa şirketlerin ve sermaye devlerinin doğrudan yatırımlarla Çin’de yer almasının da etkilerini gözardı etmemek gereklidir.

Tüm bunlar bir araya getirildiğinde, içinde bulunduğumuz küresel salgının her şekilde Batı dünyasını vuracağını, hatta vurduğunu iddia etmek haksız bir değerlendirme olmayacaktır.

Bir Ekonomik Çözümleme

Bütün bu olanlardan sonra Batı dünyasının hamiliği pozisyonundaki ABD, günlük 2k ve üzeri kayıplarla ve çöken sağlık sistemiyle, kapanan ekonomisiyle ve her şeyden önce kendi iç politikasında kontrolü kaybetmiş görüntüsüyle eski gücünü yakalaması bir hayli zaman alacak gibi. Bozulan ekonomik göstergeler ve  ABD dolarının küresel güç ve itibarının sorgulanacağı bir döneme de hızla girdiğimizi düşünecek olursak, Çin ile arasındaki makasın Çin’ in lehine açılacak olması da ihtimal dahilindedir.

FED in, 2008 Mortgage krizinden sonra uyguladığı “helikopterle para saçma” tedbirlerinden sonra, Corona Virüs ‘ ün vurduğu ekonomisini onarmak için de aynı yola başvurmaktan başka çaresi görünmüyor. Bu da ABD dolarının dünyadaki gücünü sınırlandıracak, hatta onu değersizleştirecek bir sürecin başlaması demektir. Atın fiyatlarının sert yükseliyor olması ise Dolar’a duyulan ya da duyulacak olan güvenin sarsılmaya başladığının öncü parametresidir aslında.

Yeniden Çin’ den bahsedecek olursak, yaklaşık 3 ay süren karantinanın sona ermesinden sonra Çin’in sosyal ve iktisadi hayatı hızlı bir şekilde normale döndürmeye çalıştığına tanık olmaktayız. Üretimin yeniden başlaması ve ihracata kaldığı yerden devam etme istekleri gerçekten de parmak ısırtacak bir durum.

Batı toplumları henüz tünelin ucundaki ışığın bir kurtuluş mu ya da karşıdan gelen bir yük treni mi olduğunu henüz kestirmekten çok uzak olmasına karşın, Çin’in tüm dünyaya tıbbi yardıma soyunması ve virüsün kırıp geçtiği ülkelere çeşitli medikal ürünler göndererek “mücadelenizde yanınızdayız” mesajı vermesi, ileride olabileceklerin önünü almaya çalışma gayesi olmaktan başka birşey değildir. Zira, ABD Başkanı Trump’ ın Covid-19 için “Çin Virüsü” söylemi ve hastalıkla ilgili detayların paylaşılması noktasında Çin’ i şeffaf davranmamak, doğru ve zamanında bilgilendirmeler yapmamakla suçlaması olacakların bir anlamda habercisidir. Trump, uluslararası toplumu arkasına alarak Çin’ e karşı çok büyük yaptırım ve tazminatlar yükleyerek Batı toplumunun kayıplarını maddi olarak Çin’ e yükleyecek gibi görünüyor..

Çıkarılan dersler:

Her şeyin çok güzel olacağı(!) beklentisiyle 2019 u kapatırken, 2020 nin ilk aylarında artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı ile yola devam ediyoruz. Şu kısa süre içerisinde öğrendiklerimiz, şimdiye kadar bildiklerimizi unutmamızı gerektirecek cinsten şeyler adeta:

  • En başta ABD gibi bir süper gücün görünmeyen bir mikrop tarafından diz çökmesi,
  •  Çin’ in neredeyse sıfır maliyetle Batı dünyasının çöküşüne sebebiyet vermesi,
  • Batı dünyasının mükemmel ve ulaşılmak istenen muasır medeniyetler olmadığı,
  • Tüketim olmadan hiçbirimizin bir kıymetinin olmadığı,
  • Sağlık çalışanlarının futbolculardan çok daha değerli olduğu,
  • Hayvanların, hayvanat bahçelerindeki durumlarını hissedebildiğimiz,
  • Dünyanın insansız daha yaşanabilir bir yer olduğu,
  • Zamanın ve sağlığın kıymetli olduğu,
  • Çalışma şekillerinin topyekun değişebileceği…

1 : Işık Doğu’dan Yükselir

2: Metallica’ nın Ride the Lightning albümündeki bir şarkı.
Hz. Musa ve Firavun arasındaki hadiselerin işlendiği şarkı sözlerinde, Mısır’ da Hz. Musa’ dan sonra firavunun otoritesinin sarsılması ele alınmıştır. Nil’in kızıla boyanması, yaşanan kıtlıklar ve rüyasında gördüğü kaçınılmaz kendi ölümünün sarayında kol gezdiği düşüncesi üzerine bu ölümü “her an ve her yerden çıkabilecek ölüm- sürünen ölüm” olarak değerlendirilmiştir.

Gökhan TUNÇ  |  17-04-2020

This Post Has 0 Comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back To Top
×Close search
Ara